k a l e i d o s c o p e
Yazdıklarım: Link Verenler:


silgihanim@gmail.com

"Battı balık yan gider." atasözümüzdeki "Battı balık" ne demek ya? Ne demek allahım yarabbim. Böyle bir saçmalık nasıl olabilir? İflahımız kesildi, bunu fark ettiğimizden beri hayatımız değişti. Battı balık yan gidermiş. Battı fişing yan going var bir de, zaten her şeye o sebep oldu. Gidiyorum ben kafam çok karışık.
silgi @ Cuma, Mart 12, 2010 -


M. Night Shyamalan'ı, ilk albümüyle popülariteyi yakalayıp, sonrakilerde gitgide daha da battığı halde kaset çıkarmayı sürdüren bazı şarkıcılar gibi görüyorum. Artık bu nasıl bir özgüven, nasıl bir hırssa inatla film çekmeye devam ediyor adam. Hadi kendi halinde çektikleri beni ırgalamaz, deh der kafamı çeviririm; ama Jamal Malik'ten Zuko yaratmaya çalışan bir zihniyeti cırmalamamak elde mi? Nefret doluyum gerçekten. Bir casting bu kadar mı rezalet olabilir, beddualarım üstünde Night efendi.

Buyrun merakla beklediğimiz Avatar: The Last Airbender'ın fragmanını şuradan seyredin.
silgi @ Pazar, Şubat 28, 2010 -


Ev sahibimiz ciciannem üst katımızda oturuyordu ve altımızdaki bakkalla aynı ismi paylaşıyordu. Bakkal Emine ve ciciannem arasında sanırım bir soğukluk vardı, veya çocuk aklım öyle uydurmuştu. Dört buçuk yaşındaydım, ciciannemin verdiği para ve bayıldığım çeşit çeşit boş kolonya şişelerinden biriyle bakkal Emine'ye inmiştim. O zamanlar kolonya doldurtmak denen bir şey vardı. Yanlarında turuncu renk pompamsı bir aletle, iki tane kocaman şişe yanyana duruyordu. Kolonyalardan birinde tütün (belki de lavanta), diğerinde de limon vardı. İçeri girip şişeyi tezgaha koydum, "Bi kilo limon kolonyası istiyorum" dedim. Kolonyanın kilo ile değil de, litre ile satıldığını o gün bana güldüklerinde öğrenmiştim. O sırada filmlerdeki gibi bir şey oldu: Arkasından parlayan güneşle uzun, upuzun boylu, çok yakışıklı biri girdi içeri; bir kovboy. "Kız!" dedi beni görünce. Kollarını açtı. Koşarak kendimi kollarına attım. İlk görüşte ilk aşk işte, yapacak bir şeyim yoktu. Kim olduğu hakkında en ufak bir fikrimin olmadığı bu harika gülüşlü kocaman adamın kucağında bakkal Emine'den çıktım. Apartmana girdik beraber, merdivenleri çıktık. Bizim kapıyı çaldı. Annem kapıyı açıp da onu görünce: "Serseriii!" diye bağırdı. Annem sevgilimi tanıyordu ve beni plastik bir ördek gibi onun kucağından alıp, yere indirip, kendini onun kollarına atmasına bakılırsa, onu seviyordu da. Arasını pek hatırlamıyorum. Kesik kesik hatıralarım var. Kadife kaplı koltuk takımımızın tek kişilik koltuğunda, o televizyonda Tonton'un haberlerini seyrederken, kucağında uyuduğumu hatırlıyorum. Bir akşam yemeğinde annemin "Kızım rahat versene çocuğa" diye söylendiğini hatırlıyorum. Onun kulağıma eğilip yüksek bir fısıltıyla, "Benimle evlenir misin?" dediğini ve masadaki herkesin benim evet anlamında kafamı sallamamla hayvan gibi eğlendiğini hatırlıyorum. Nişan fotoğraflarını bize mektupla gönderdiğini, kıskançlıktan öldüğümü, nikahlarında giydiğim kıyafeti, "Ondan ayrıl, git Hülya Avşar'la evlen, o da Orhan Gencebay'la evlensin" yazdığım salakça mektuplarımı hatırlıyorum. Bunların bin mislini o da hatırlıyor olsa gerek; İzmir'e her gidişimde benimle bir ton dalga geçer, o muhteşem gülüşüyle tane tane konuşarak bir şeyler anlatır. İki sene önceki gidişimde dönüş için evden çıkmama iki üç dakika kala, iki ayakkabımı birbirine bağladığını, ben onları "Sen gününü göreceksin Gürhan Efendi!" diye diye açmaya çalışırken, karşımda iki büklüm gülüşünü... Çocukluğumun geçtiği balkonlarında, tanışmamızdan 23 sene sonra karşılıklı oturup sigara içerken "Hayat çok zor be kuzen" diye konuşmamızı...

Hayat çok zor be kuzen. Ciciannem gittiğinden beri, anneannem gittiğinden beri, Deniz gittiğinden beri, Orhan dedem gittiğinden beri, baban gittiğinden beri - sonunda, sen de beni bırakıp gittiğinden beri, hayat, çok, çok zor.
silgi @ Salı, Şubat 16, 2010 -


Beni şaşırtan ilk şey; ne kadar da gerizekâlı olduğuydu. Sonra sesi, çıngıraklı konuşması. Sonra kokusu; burnumu çıkarıp boynuna, suratına, göbeğine, ellerine, dizlerine - işte her nereye olursa, yapıştırayım ve nefesim onun teninden gelsin isteği. Sonra anlattıkları; ne kadar çok şey öğretebilir bana, ne kadar çok güldürebilir beni. Sonra dinleyişi; ilkokul birde sınıf başkanı olan çocukmuşum gibi hissettirmesi - daha mühim hissedebilir miydim kendimi. Sonra elleri; daha güzel sevebilir miydi başka eller beni. Sonra Türk filmleri, yarışmalar, belgesellerdeki hayvanları konuşturmalar, binlerce şarkılar. Sonra varlığı; hiç gitmese olmaz mı, bitmese olmaz mı, bunumuzu da alsak olmaz mı, varlığın varlığımın en büyük armağanı.

Ah ne güzel ne güzel seni sevmek, ah ne güzel ne güzel.

silgi @ Cuma, Şubat 05, 2010 -


Elimde alışveriş poşetleriyle iki büklüm yürürken, karşıdan gelen adamın önünü kestim ve "İyi misiniz?" dedim. Şaşırarak bir bana, bir de karısına baktı kasketli adam: "İyiyim" dedi. "Gerçekten iyi misiniz?" dedim. Güldü. Karısı da güldü. Elini "Boşveer" der gibi salladı adam. Ağzımdan çıkan kelimelerin hızına yetişemeden, "Sizi babamdan daha çok seviyorum, sanırım." dedim. Karısına döndü, "Babaların yaşındayız artık" dedi. Bana baktı, "İyiyim, merak etme tamam mı?" dedi. "Tamam" dedim süt dökmüş kedi gibi. "Hadi bakalım" dedi. "Hadi bakalım" dedim. Gittiler, sevgili günlük. Eve gelince en sevdiğimiz şarkısını dinledim.
silgi @ Çarşamba, Ocak 20, 2010 -


Kereviz geri döndü! Yeni şarkıyı biz söyledik, eyvahlar olsun.
silgi @ Çarşamba, Aralık 30, 2009 -


Bugün olanlar:

- Dördüncü antibiyotiğimi içtim.
- Bir yıl önce kapatıp, son faturasını ödemeyi unuttuğum telefon faturamın kol gibi faiziyle tanıştım.
- Lavaşkiri'nin cheddar'ını yedim, beğenmedim.
- Ozan geldi.
- Ozan bana dünyanın en güzel robotunu hediye etti. (Daha önce de dünyanın en güzel kaleydoskopunu hediye etmişti.)
- Merve ve Ergün geldi.
- Tavuklu, krutonlu sezar salata yaptım, parmaklarımızı yedik.
- Özgün'le ikibuçuk saat hiç susmadan konuştuk.
- Beşinci antibiyotiğimi içtim.
- Hiç içki içmedim.
- Dişim çok ağrıdı.
- Turşu'nun doğum gününe gidemedim. (İyi ki doğdun turşuu.)
- Bi' şey daha oldu ama onu söylemem.
silgi @ Cumartesi, Aralık 26, 2009 -


Ağırlıklı olarak Türk dizilerinde karşılaştığım; yaşlı yardımcı kadın oyuncunun yirmi sene önceki halini canlandırmak için kadının kısa saçlarının altına bukleli çıtçıt ekleyelim yöntemine alışamadım, alışamam.

Saç demişken; geçen gün Küçük Ceylan'ın saç renginin, benim beş aydır boyatmadığım uçları turuncu, dipleri kestane, ortaları bakırımsı saçlarımla aynı renk olduğunu fark ettim. Bu acıyla yaşayamazdım. Yasemin ve Ganze ile mutabakata vararak koyu kakao renginde karar kıldım. Bir hevesle boyattığım saçlarımın yıkandıktan sonra kömür karası olduğunu görmem yetmiyormuş gibi; akşam yemek yerken sevgilimin "Şu Amerikan filmlerindeki liseli kızlara benzemişsin" cümlesiyle kendimi doprağa vurasım geldi. Ne demek istediğini daha sonra şöyle açıkladı: "Ya hani böyle kütüphanede tek başına çalışır, çok cool'dur, kimse yanına yaklaşmaya cesaret edemez?" Yıllarını Amerikan gençlik filmlerine vermiş biri olarak, çok yakında okulun Amerikan futbolu takımının kaptanı olan popüler çocuğu tavlayacağımı kavradım. Veya korku filmlerinde esas oğlanla beraber kurtulacak olan iki kişiden biriydim! Mutluluktan uçmama ramak kalmışken, şununla karşılaştım:



silgi @ Çarşamba, Aralık 23, 2009 -


Hülyavşar'ın Ntv'deki programına denk geldik reklam arasında, Burcu Güneş konuk. iyacp, Burcu'nun über-krepelenmiş 80'ler dalgası saçlarını görünce "Oha bu ne, Legedema olmuş bu?" dedi. Ben o esnada makyajımı çıkarıyordum, tam dikkatimi veremedim. On saniye sonra yine "Haha bildiğin Legedema bu ohaha" dedi. "Legedema kim be?" dedim. Gerisi şöyle:

- NASI? Legedema'yı bilmiyor musun sen ya?
- Nesini bileceğim, kim ki?
- Abi LEGEDEMA diyorum ya. Herkes tanır Legedema'yı.
- Hayır anladım da kim yani?
- Şey işte, kaplan mı ne. Ha yok çita çita.
- Nasıl yani, çitanın adı mı Legedema, Ayşe gibi?
- Kızım nasıl bilmezsin inanamıyorum. Aç gugli'yi bak hemen.
- Yok ben sözlük'e bakacağım, bakalım kaç entry var çok merak ediyorum.
- Sözlük'ün yarısı biliyordur Legedema'yı, aslanım Legedema, aslanım!
- Ya sen ne cins bir manyaksın be?
- Bak sana şu kadar söylüyorum; Legedema Burcu Güneş'ten daha ünlüdür.
- ...
- Ben televizyonda Legedema'ya Burcu'dan daha çok rastladım ya, yemin ediyorum.
- ...


***

5 dakika sonra, sözlük'te legedema, sadece 2 entry.

- Hani sözlük'ün yarısı biliyordu, allah seni kahretmesin, kesin yazanlardan biri de sensindir.
- Yavrum Legedema be, aç google images'ı aç, spoiler bile vermişler, al işte.
- Bir dakika ya. Legedema dediğin bu mu?
- Eveet?
- Pardon da bunun neresi Burcu Güneş'e benziyor?
- Gözü benziyor tamam mı, sen anlamazsın. (Küsüp içeri gitti)
silgi @ Perşembe, Aralık 17, 2009 -


Bugün hayatımın son aylardaki en heyecanlı dakikalarını yaşadım. Skör'e doğru koşarken, Kibariye'yle karşılaştım! Makyajsız suratı, göğsüme gelen boyu, dağınık saçları ve sırtındaki torbasıyla en yaklaştığı anda, "Merhaba" dedim. Bana "Merhabacanımgüzeliiim" dedi!

Skör'ün yanına yanaklarım heyecandan al al vardığım saniyede haberi verdim. "Nasıl ya, ne Kibariye'si?" dedi. Tüm ayrıntıları ballandırarak anlattım bi' "aslanım silgi!" gazı bekleyerek. Velakin aldığım karşılık yalnızca şuydu a dostlar:

"Bütün zenciler birbirine benzer ki; karıştırmışsındır."


Git skör, git buradan.
silgi @ Çarşamba, Aralık 16, 2009 -


silgi. mazi linkler iletişim şansal last.fm arama